Kıyı Defteri simgesi Kıyı Defteri Ev · Masa · Mevsim
Özgün ev ve şehir notları

Masayı, çayı ve sokağı acele etmeden yazmak

Kıyı Defteri; İzmir’de bir pencere kenarında tutulan bağımsız bir blog. Tarif kopyası ve hazır içerik yok. Burada ışığın düştüğü yer, bir kâse mercimek ve kulaklıksız bir yürüyüş var.

5 yazıTek sayfada tam metin
İzmirPencere ve Kordon notu
0 reklamKupon ve satış yok
ÖzgünBaştan yazılmış metin
Dergi

Bu ay masada duran yazılar

Hepsi aynı sayfada. Kart bir başlık değil, aşağıda tam metne iner. Okumak için yeni sekme gerekmez.

Deniz AkyolEv

Pencereden giren ışık masayı nasıl değiştirir

Sabah 07.40’ta pervazın gölgesi kesme tahtasının tam ortasına düşüyorsa o gün yemek geç başlar. Bunu bir kez fark edince masayı “güzel dursun” diye değil, ışık için kurdum. Doğuya bakan mutfakta yazın ilk saat altın, kışın süt rengi. İkisi de işe yarar; yeter ki elin gölgesi bıçağın yolunu kesmesin.

Sağ elimi kullanıyorum. Defteri sol tarafa, tahtayı pencereye yakın koyunca hem yazı hem soğan görünür oluyor. Saksıyı pervazın sağ köşesine aldım; yaprak ışığı yemesin diye boyu düşük bir biberiye duruyor. Büyük yapraklı bitki mutfakta dekoratif durur, işi bozar.

Masa düzeni bir zevk meselesi değil. Elin, bıçağın ve sayfanın aynı anda aydınlık kalmasıdır.

Akşam yazarken tavan lambasını açmıyorum. Tek bir masa lambası, başın solundan, kâğıdı yalar. Ekran varsa parlaklığı kâğıdın beyazına yaklaştırıyorum; yoksa defter sönük kalıyor, cümle kısa kesiliyor. Bu kuralı misafire anlatmıyorum. Kendi mutfağımda duruyor.

Öğleden sonra batı cephesi sertleşirse tül yetiyor. Stor’u sonuna kadar kapatmak masayı mağaraya çevirir. Yemek fotoğrafı çekmiyorum; ışığı yemek için ayarlıyorum. Kaşık gölgesi çorbada kayboluyorsa tuz da kaybolur, çünkü tabağı göremezsin.

Haftada bir, masayı boşaltıp ıslak bezle tahta damarlarını siliyorum. Kırıntı ışığı keser. Küçük iş. Ama Pazartesi mercimeği ile Perşembe notu aynı yerde duruyorsa, o yerin temiz olması yazıyı da düzeltir.

Uygulama: yarın sabah 10 dakika boyunca yalnızca gölgeye bak. Tahtayı, defteri ve fincanı gölgenin dışına kaydır. Yeni bir mobilya alma.

Deniz AkyolMutfak

Tek kişilik kırmızı mercimek: ölçüyü gözle öğrenmek

Tek kişilik yemek, yalnızlık teması değildir. Ocakta duran küçük bir tencerenin doğru dolmasıdır. Kırmızı mercimeği her seferinde “bir su bardağı” diye yıkayan evde ya artar ya yanar. Ben 80 gramla başlıyorum. Avuç içi, hafif tümsek. Bu, bir kâse dolusu; ikinci kâse ertesi güne kalırsa ekmekle biter.

Soğanı küçük seçiyorum, küp küp. Yağı soğuk tencereye koyup soğanı içine alıyorum; tavanın ısınmasını bekliyorum. Koku tatlılaşınca sarımsak, sonra mercimek. Mercimeği bir tur çevirmek yeter. Üstüne su: parmağımı mercimeğin üstüne koyup birinci boğuma kadar. Tuz sonra. Erken tuz kabuğu sertleştirmez ama tadı körleştirir; ben kapağı açınca tuzluyorum.

  • 1. 80 g kırmızı mercimek, soğuk suda hızlıca çalkala, süz.
  • 2. 1 küçük soğan, 1 diş sarımsak, 1 tatlı kaşığı zeytinyağı.
  • 3. Soğan kokusu dönünce mercimek, sonra su (parmak boğumu).
  • 4. Kısık ateş, 12–15 dakika. Tuz, isot, limon en sonda.

Isot’u çiğ serpmiyorum. Bir çay kaşığı yağa, tencerenin kenarında 10 saniye. Duman olmasın. Limonu kâseye, tencereye değil; limon pişerse çorba eczane kokar. Ekmek varsa dünkü somun. Taze ekmek çorbayı yer, dünkü ekmek çorbayı taşır.

Ölçü gramla başlar, gözle biter. Göz öğrenince paket tarifi gerekmez.

Artanı buzdolabında cam kap. Ertesi gün sulandırırım, yumurta kırarım ya da sade içerim. Dondurucu yok; bu kadar küçük bir iş dondurucuyu meşgul etmez. Misafir gelirse ölçüyü ikiyle çarpmam, bir buçukla çarparım. İki kişi her zaman iki kat yemez.

Bu tarif bir restoranın menüsünden alınmadı. Ev ocağında, aynı tencerede, birkaç yaz boyunca denendi.

Deniz AkyolŞehir

Kordon’da kulaklık olmadan yirmi dakika

Kordon’u spor için yürüyenlerle çay için duranlar aynı çizgide gider. Ben üçüncü bir hat arıyorum: ne tempo ne vitrin. Kulaklığı evde bırakınca ilk beş dakika boşluk gibi gelir. Sonra vapur düdüğü, bir scooterdan kaçan güvercin, imbatın yakadaki tuzu. Bunlar içerik değil; şehrin kendi sesi.

Pasaport’tan Konak yönüne, saatin tersine değil, rüzgâra göre seçiyorum. İmbat yüzdeyse yüzünü dön. Ters yürümek kahramanlık değil, toz yemek. Ayakkabı bağı gevşekse 20 dakika 12’ye düşer çünkü durursun. Bağı evde çek.

Telefonu cepten çıkarmıyorum. Fotoğraf için durmak yürüyüşü keser; kesilen yürüyüş not olmaz, vitrin turu olur. Aklıma cümle gelirse deftere, durarak. Yürürken yazılan yazı yolda kalır.

Kulaklık şehri kapatmaz, seni şehirden çıkarır. Yirmi dakika yeter; kahramanlık süresi değil.

Çay bahçesine oturmak zorunlu değil. Oturursam tek bardak, ikinci bardak sohbeti uzatır, dönüşü bozar. Dönüşte aynı kaldırımdan gitmiyorum. Bir sokak içeriden, gölgeli olan. Yazın asfalt 16.00’tan sonra el yakar; o saatte yürüyüş spor değil ceza olur.

Yağmurda da aynı kural: 20 dakika. Şemsiye varsa tamam. Yoksa ev. Islanarak “deneyim” biriktirmek bu defterin işi değil. Islak çorapla yazı yazılmaz.

İlk denemede adım sayacı kapat. Sayı bitince yürüme biter. Süre tut, sesi dinle, eve dön.

Deniz AkyolDefter

Cep defteri telefona neden yenilmez

Telefon notu aranır, cep defteri açılır. Bu cümle slogan gibi duruyor; pratikte şöyle: 9×14 cm çizgili, lastikli, cebe yatay giren bir defter. Noktalı defter cetvel ister, ben cetvel taşımıyorum. Tarih en üstte, hava bir cümle, altında liste. Liste ile fikir aynı sayfada karışır. Karışması sorun değil; ayıklama akşam masada olur.

Uygulama klasörü “notlar” diye şişince cümle kaybolur. Defterde sayfa bitince yeni defter. Eski defteri atmam. Rafın soluna, yıl yazarak. Arama çubuğu yok diye kötü değil; başparmakla geriye sarılır. Mart’taki mercimek ölçüsü Nisan’da lazım olduğunda zaten kokusunu hatırlıyorum, sayfa teyit eder.

  • Sabah: tarih, hava, bugün pişecek şey.
  • Gündüz: sokakta tek cümle. Uzun paragraf yok.
  • Akşam: işe yarayan cümleyi masadaki büyük deftere geçir.
  • Pazar: haftanın üç satırını bu blogun taslağı yap.

Kalem olarak ince uç. Kalın uç cepten leke yapar. Mürekkep bitince yedek yoksa kurşun. Kurşun utanılacak bir şey değil; silinebilir olması bazen iyidir. Silgi taşıyorum, küçük.

Defter, hatırlatma uygulaması değildir. Elin yavaşladığı için cümlenin seçildiği yerdir.

Başkasının defter yöntemini kopyalamıyorum. Bullet işaretleri, renkli bant, etiket yazıcı bu evde yok. Bir lastik, bir kalem, bir tarih. Fazlası vitrin. Vitrin yazıyı geciktirir.

Yarın tek kural: alışveriş listesini telefona değil deftere yaz. Market kapısında ekran parlamasın.

Deniz AkyolMutfak

İkinci dem: çayı beklemeyi öğrenmek

Çayda acele, demliği kaynatmaktır. Kaynayan demlik çay değil, acı su verir. Ben suyu kıyıda büyük demlikte kaynatıp küçüğe alıyorum. Çay yaprak, iki dolu kaşık, yalnız bana. Üzerine kaynar su, kapak, ocak kapanır. Dört dakika. Telefon bu dört dakikada masanın öbür ucunda.

İlk dem kahvaltıya. Sert, kısa. İkinci dem öğleye doğru. Su eklerken yaprağı yıkamıyorum; üstüne nazikçe. İkinci demin rengi bakır, birinci demin rengi kestane. İkisi de doğru, ikisi aynı iş değil. Misafire ikinci demi “zayıf” diye özürle sunmuyorum. Zayıf değil, geç saatin çayı.

Şeker yok. Limon yok. Çayın yanında bir halka kestane veya dünkü kek varsa olur; yoksa sade. İnce belli bardak ısınır, tutacak yer bırakır. Kupa çayı gizler, acele ettirir çünkü dibini göremezsin.

Dört dakika bir tarif değil, bir duruş. Dem bitmeden yazıya geçilmez.

Akşam çayı varsa saat 18.00’i geçirmiyorum. Geç çay uykuyu inceltir, ertesi gün masa dağılır. Uyku bozulunca ışık masası da bozulur; her şey birbirine bağlı. Bu yüzden çay yazısı yemek yazısından ayrı durmaz.

Marka önermiyorum. Rize ya da Karadeniz harmanı, evde ne varsa. Taze kavanoz, kapak sıkı, güneşten uzak.

Editör

Kıyı Defteri kimin masası?

Bu site kopya dergi veya hazır içerik paketi değildir. Tek yazarlı, tek sayfalı, evde yazılan bir blog.

Deniz Akyol İzmir · yazar ve ev aşçısı

Deniz, Karantina tarafında küçük bir mutfakta yazıyor. Konular evin içindeki işler: ışık, tencere, defter, kısa yürüyüş. Metinler başka siteden taşınmaz, çeviri paketinden üretilmez, “hazır blog yazısı” olarak satılmaz.

Sayfanın tek dosya olmasının nedeni basit. Okur yeni sekmeye dağılmasın. Google’ın da aynı metni on kopya URL’de görmesine gerek yok. Her yazı burada, tarihli, imzalı.

İletişim yoksa da defter durur. Reklam kutusu, üyelik formu ve yönlendirme çubuğu yok. İstersen yazıyı yazdır; tarayıcının yazdırma sayfası yeter.

SSS

Sık sorulanlar

Kısa yanıtlar. Uzun hali yazıların içinde.

Kıyı Defteri nedir?

İzmir’den yazılan özgün bir ev ve şehir blogudur. Ev masası, mevsim mutfağı, cep defteri ve yavaş yürüyüş konuşulur.

Yazılar başka siteden alınmış mı?

Hayır. Tüm metinler bu defter için baştan yazılmıştır. Alıntı blokları, kopya tarif ve hazır içerik paketi kullanılmaz.

Tarifler kaç kişilik?

Çoğu tarif tek kişilik veya iki kâse olacak kadar küçüktür. Ölçü hem gram hem el ile verilir ki göz öğrensin.

Mobilde rahat okunur mu?

Evet. Sayfa tek dosyadır, yazı tipi sistemden gelir, satır telefonda daralır. Menü küçük ekranda düğmeyle açılır.

Yeni yazı ne sıklıkla çıkar?

Ayda iki veya üç uzun not. Günlük akış yerine masada duracak yazı tercih edilir.

Reklam veya ürün satışı var mı?

Yok. Marka kutusu, kupon kodu ve yönlendirme bağlantısı bulunmaz. Mutfak araçları genel adlarıyla anılır.